Reklam
Reklam
Reklam
Protez Kullanıcıları

ENGELSİZ ÖZGÜRLER

Özlem ÇALLI

Özlem ÇALLI

20 Mart 1979 yılında Aydın/Söke’de doğdum.Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum.Uluslarası bir tekstil firmanın pazarlama bölümünde çalışıyorum.Yazılarımı yerel bir gazetede, ulusal bir dergide yayınlamaya devam ediyorum.

Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra, yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa: “Buraların yabancısıyım” demiş. “

Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler.” Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:

“Ben de buraya ilk defa geliyorum” demiş. “Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.” Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

Çocuk: “Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz?” diye gülümsemiş. “Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.” “İyi ama…” demiş adam, “Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?”

“Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez” diye atılmış çocuk. “Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.” Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kâğıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.

Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın durumunu fark ettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken: “Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, görmeyi o kadar çok özledim ki… Sizinkiler sağlam, öyle değil mi?”

Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken: “Artık emin değilim” demiş. “Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür… Bu tabii ki, belki de empatinin yüksek olduğu bir anekdot .Fakat, çoğu zaman toplumdaki “özel insanlara” bakış açısı bundan çok farklı. Özel çocuklu ailelerin okul telaşları, çocuk parkında yaşadıkları, bir mağazaya girdiklerinde yaşadıkları hep farklıdır.

Bazen sanki bir uzaylı görmüşcesine, etraftaki insanların çocuklarına bakışları farklıdır.” Ay yazık , neyi var” diye sorarlar.

Sanki, anne çocuğunun durumundan bihaber gibi.” Acaba, bir doktora mı götürseniz “ derler, sanki anne- babanın götürmedikleri doktor kalmamış gibi.

Gün gelir çocuğun okul zamanı gelir, diğer veliler “o çocuğu” istemez, sırf engelli olduğu için.

Okul yönetimi ile savaşlar başlar, diğer velilerin “ o çocuğu” uzaklaştırmak için başlattıkları imza kampanyaları da…Olur mu olur, “öteki” ye karşı o kadar çok önyargılı insan var ki..O anne-baba, çocuğunun başını bir kez dik tutmasına, çatalı eline alıp yemek yemesini tüm dünyaya vermeye hazırken, bir de “ sözde sağlıklı” çevre ile uğraşmak zorunda kalırlar.Çevrenin çoğu zaman kimlliği fiziksel olarak sağlıklı, ruhen perişandır…

Halbuki, insanların fiziksel veya zihinsel yetersizlikleri olabilir… Hiç kimsenin iki dakİka sonra bir araba tarafından çarpılıp veya bir felç geçirip bu durumla karşı karşıya kalıp bir bacağını kaybedip protez bacakla hayatına devam etmesi gerektiği olasılığını değiştirmez.Bunun bir an meselesi olduğunu akıllarına getirmezler..

Hal böyleyken, insanlar kendilerinin bu derece yakın olduğu bir meseleye biraz empatiyle yaklaşmalıdır. Ailelerin yaşadığı şükür, isyan, bazen tek kalmışlık ruh hallerine biraz daha yaklaşmak gerekiyor belki de…Bizden olmayana hep oynadığımız “üç maymun” oyunu oynanmamalı..Hatta tam tersi; Gör !, Konuş! Duy! olmalı bakış açısı…

Bunu da , onlar gibi bir hayat yaşamaktan korktuğumuz için değil, sadece “İnsan” olduğumuz için destek olmamız gerektiğini düşünmeliyiz. Ailesinde, bakıma muhtaç .özel çocukların olduğu bireyler şu salgın sürecinde daha da büyük güçlükler yaşamaktalar.

Özel Rehabilitasyon Merkezleri kapalı olduğundan eğitimler yapılamıyor. Zira, bu çocukların uyum sağladıkları ortamlarda ve alıştıkları öğretmenlerle eğitimlerine devam etmeleri çok önemli.

Dünyayı saran bu salgın döneminde, süreç içerisinde ülkemizde, engelli bireylere yönelik yapılan çalışmalar da çok da yeterli değil belki de…

Özel bir insan, özel bir çocuk 24 saat engelliliğini düşünerek yaşamaz. Ona bu durumda olduğunu hatırlatan tek şey, günlük yaşamında karşılaştığı fiziksel ve sosyal olumsuzlukların yanı sıra, insanların sergilediği ayrımcı ve önyargılı davranışlardır.

Dolayısıyla yaşanan sorunların önemli bir bölümü, insanın kendisinde var olan bir özürden değil, başkaları tarafından yaratılan engellerden kaynaklanmaktadır. Engin Geçtan, İnsan Olmak” kitabında der ki; “İnsan kendine değer verebildiği oranda başkalarına da değer verir; diğer insanlara gerçek anlamda değer verdiğini hissettikçe kendisini de değerli bulur.” .

Sevgiler, Özlem Çallı

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ENGELSİZ ÖZGÜRLER - 13 Temmuz 2020
ArabicEnglishTurkish